WorldWideScience

Sample records for kaynaklanan radyasyon dozunun

  1. ARDUİNO TEKNOLOJİSİ KULLANILARAK TARLA İÇİN RADYASYON KAPI KONTROLÜ TASARIMI

    KAYAALP, Kıyas; ÖZKORUCUKLU, Suat

    2015-01-01

    Günümüzde, dünyanın bazı ülkelerinde sayıları binlerle ifade edilebilen, hızlandırıcı merkezleri farklı bilim dallarına (Fizik, Tıp, Genetik, Arkeoloji, Ulusal Güvenlik, Enerji Üretimi, Madencilik, vb.) hizmet etmektedir. Hızlandırıcı merkezleri operasyonları nedeniyle ani ve dolaylı radyolojik kirlenmeye neden olduklarından, radyasyon üreten bu tesislerde radyasyon güvenliği en önemli unsurlardan birisidir. Bu çalışmada, TARLA (Ankara Türk Hızlandırıcı ve Radyasyon Laboratuvarı) tesisinin ra...

  2. Bir köpekte Lucilia sericata (Diptera: Calliphoridae)’dan kaynaklanan travmatik myiasis olgusu

    Işık, Nermin; Dik, Bilal

    2015-01-01

    Selçuk Üniversitesi, Veteriner Fakültesi Kliniğine yaralanmaşikâyeti ile getirilen bir erkek köpeğin muayenesinde, solkulağında ve çevresinde yüzlerce sayıda sinek larvalarınarastlandı. Toplanan larvalar, anterior ve posterior stigmalarave sefalo-faringeal iskeletin morfolojik özelliklerine göreteşhis edildi. Mikroskobik muayene sonucu larvaların Luciliasericata’nın üçüncü dönem larvası olduğu tespit edildi.

  3. ELI-NP Tesislerinde Radyasyon Dozimetri Laboratuvarı için Kalite Yönetim Sisteminin (QMS) Teknik Yönleri

    Dorina ARANGHEL; Doina STANCIU; Chivuta-Ramona BADITA; Ana STOCHIOIU; Ion TUDOR

    2018-01-01

    The individual andenvironmental passive monitoring program of the Extreme Light Infrastructure -Nuclear Physics (ELI-NP) will use a combination of Optically StimulatedLuminescence (OSL) and Solid State Nuclear Track Detector – (SSNTD) detectors.The OSL dosimeters are dedicated for X-rays/gamma radiation monitoring and willcontain BeO detectors which provide the personal dose equivalent and theambient dose equivalent or the directional dose equivalent according to SR EN62387-1:2012. The SSNTDs...

  4. Farklı Yoğunluktaki Malzemelerin Nötron Zayıflatma Özelliklerinin İncelenmesi

    Demet SARIYER

    2015-07-01

    Full Text Available Özet: Yüksek yoğunluklu radyasyon alanlarının oluştuğu hızlandırıcılarda, radyasyon seviyesini izin verilen doz değerlerine zayıflatmak için zırh tasarımı yapılır. Zırhın belirlenmesinde, radyasyon zayıflatma özellikleriyle birlikte kalınlığı, ağırlığı, kurulum ve bakım maliyeti gibi faktörler de göz önünde bulundurulur. Proton hızlandırıcılarında, zırhlama için etkin olan radyasyon nötronlardır ve zırh tasarımı nötronlara göre yapılır. Zırh maddesi olarak genellikle beton, toprak ve çelik kullanılır. Bu çalışmada, hızlandırıcı zırh tasarımında gerekli minimum yan duvar zırh kalınlıklarını belirlemek için farklı yoğunluklarda (toprak, standart beton, demir zırh maddeleri seçildi. Zırh kalınlıkları, FLUKA Monte Carlo kodu ile belirlendi. Anahtar kelimeler: Proton hızlandırıcı, zırh tasarımı, FLUKA, demir Investigation of Neutron Attenuation Properties for the Different Density Materials Abstract: The generation of high-intensity radiation fields in the accelerators, shield design is made to attenuation permissible levels of radiation dose. For determination of shield material, thicknesses, weight, installation and maintenance costs as well as radiation attenuation properties are taken into consideration such factors. Effective radiation for shielding is neutrons in proton accelerators and shield design is made for neutrons. Concrete, soil and iron are widely used as a shield material. In this paper, the different density of the shielding materials (soil, standard concrete, iron were selected to determine for the minimum thickness of the side wall for shielding design of proton accelerator. The thickness of the shielding is obtained by a simulation with the Monte Carlo Code FLUKA. Key words: Proton accelerator, shield design, FLUKA, iron.

  5. Investigation of Irradiation Effects on Conducting Composite of Polypyrole/Bentonite

    Orhan Karabulut

    2012-12-01

    Full Text Available Abstract: In the present study, polypyrrole/bentonite (PPy/Bnt composite was synthesized into the Bnt interlayers by chemical oxidation polymerization. The irradiation process was carried out in air in a conventional gamma chamber, which uses a 60Co source, and the composite was exposed to a dose of 40 kGy. Effects of irradiation on the composite were investigated by means of FTIR, UV-visible absorption, TGA, XRD, SEM and temperature dependent electrical conductivity in the temperature range of 290-410 K. The initial decomposition temperature of pristine PPy/Bnt composite was found higher than irradiated PPy/Bnt composite. The XRD patterns revealed that the intensity of the peaks changed with irradiation. It was found from temperature dependent conductivity measurements that the radiation significantly influenced the conductivity of PPy/Bnt composite. The conductivity results show that dominant conduction mechanisms were hopping for both PPy/Bnt composite and irradiated samples due to wide range of localized states present near the Fermi level. Key words: Polypyrrole, bentonite, conducting composite, gamma irradiation. Polipirol/Bentonit İletken Kompozitine Radyasyon Etkilerinin Araştırılması Özet: Bu çalışmada, polipirol/bentonit (PPy/Bnt kompoziti, Bnt tabakaları arasında kimyasal oksidasyon polimerizasyonu yoluyla sentezlendi. Radyasyon uygulaması 60Co kaynağının kullanıldığı bir gama çemberi içerisinde hava ortamında gerçekleştirildi ve kompozite 40 kGy doz uygulandı. Kompozite radyasyon etkileri, FTIR, UV, TGA, XRD, SEM ve 290-410 K sıcaklık aralığında sıcaklığa bağlı elektriksel iletkenlik ölçümleri ile incelendi. Saf PPy/Bnt kompozitinin başlangıç bozunma sıcaklığı radyasyona uğramış PPy/Bnt kompozitinden daha yüksek olduğu bulundu. XRD desenlerine ait pik yoğunluğunun radyasyon ile değiştiği görüldü. Sıcaklığa bağlı iletkenlik ölçümlerinden radyasyonlanma sonucunda, PPy

  6. Kamu Yönetiminde COBIT-5 Çerçevesinde Risk Yönetimi: Türkiye’de Kalkınma Ajansları Özelinde Bir Analiz

    EFE, Ahmet

    2016-01-01

    Bu çalışmamızda kurumsal risk yönetiminin bölgesel kalkınma dinamiklerinde  uygulanabilirliği kalkınma ajansları sorunları üzerinden araştırılmaktadır. Kalkınma ajanslarının (KA) iç denetim ve iç kontrol sistematiğindeki sorunlar kurumsal ve bölgesel düzlemde risk optimizasyonunun yapılmasına engel olmaktadır. COBIT-5 modeli ile iş ve bilişim süreçlerinin zamanla entegre olacağı varsayımıyla birlikte dikkate alınarak bu alandaki yönetim ve yönetişim risklerinin yönetilememesinden kaynaklanan ...

  7. Domates ve biberde ardışık pestisit uygulamasının pestisitlerin parçalanma kinetiğine olan etkisi

    Şarkaya Ahat, Cansu

    2015-01-01

    Tarımsal üretimde önemli bir yere sahip kimyasal mücadelenin olumsuz yönlerinden birisi de kullanılan pestisitlerden kaynaklanan kalıntı sorunudur. Kalıntının en önemli sebeplerinden birisinin ardışık ilaçlama olduğu tahmin edilmekte ve bu konuda da veri eksikliği çok fazladır. Bu tez ile domates ve biberde ardışık pestisit uygulamasının bekleme süresini nasıl etkilediği ve bu sonuçların modellenmesi ile benzer yapıdaki ilaçların davranışları tahmin edilecektir. Pestisit uygulamaları 10 gün a...

  8. Magma Odalı Yavaş Yayılan Okyanus Ortası Sırtlarda Isı Modellemesi

    DÜŞÜNÜR-DOĞAN, Doğa; ESCARTIN, Javier

    2012-01-01

    Orta Atlantik sırtının yavaş yayılan Lucky Strike segmentinde keşfedilen magma odası, yavaş yayılan okyanus ortası sırtlarında duraylı olabilecek magma odalarınıın varlığını denetleyen parametrelerin araştırılabilmesi için bir motivasyon olmuştur. Bu çalışma kapsamında, segmentteki magma odasından kaynaklanan sıcaklığı 3-boyutlu modelleyebilmek için sonlu farklar yöntemini kullandık. Okyanus ortası sırtlarının sıcaklık yapısını denetleyen ana etmenlerden, toplam magma girdisi, magma giriş geo...

  9. Tom Stoppard'ın Rosencrantz ve Guildenstern Öldüler Adlı Oyununda Mizah ve Kader

    Erkan, Ayça Ülker

    2016-01-01

    Bu çalışmanın amacı karakterlerin kimlik arayışından kaynaklanan fiziksel mizahı tartışmak ve oyundaki ölüm/şans/kader/gerçeklik/yanılsama gibi temaların Rosencrantz ve Guildenstern’nin varoluşçu hayatlarında nasıl işlediğini göstermektir. Mizah, bu trajikomedinin analiz edilmesinde önemli bir rol oynar. Absürd Tiyatro, insanlık durumundaki saçmalığı ifade eder, rasyonel aygıtların kullanımını terk eder, insanın trajik kaybolmuşluk duygusunu yansıtır ve insanlık durumu olan hayat ve ölümle il...

  10. Çocuklarda görülen ayak deformitelerinin hérédité ile ilişkisi

    SARI, Fzt.Zübeyir; OTMAN, Fzt.A. Saadet; AKMAN, Dr.M.Nafİz

    2015-01-01

    Ayak deformiteleri, çocukluk çağında en sık görülen kas-iskelet patolojilerinden birisidir. Erken tam ve tedavi, gelişebilecek daha ciddi problemleri önlemek için büyük önem taşır. Çalışmamız, basit tesadüfi örnekleme yöntemi ile seçilen 221 öğrenci ve bunların yakın akrabalarından oluşan toplam 1105 olgu üzerinde gerçekleştirilmiştir. Çalışmamıza Nörolojik kökenli ve kas kuvvet dengesizliğinden kaynaklanan ayak deformitelerine sahip olgular dahil edilmemiştir. Yapılan istatistiksel incelemel...

  11. Roma Hukuku’nda Gemi, Han ve Ahır İşletenlerin Receptum Sorumluluğu

    YEŞİLLER, Mehmet

    2013-01-01

    Çalışmamızda Roma Hukuku'nda gemi, han ve ahır işleten kimselerin sorumluluklarına ilişkin düzenlemeler ele alınmıştır. Roma?da özellikle gemi, han ve ahır işleten kimselerin yanlarında çalıştırdıkları kişilerin güvenilir olmamasından dolayı, taraflar arasındaki istisna sözleşmesinden kaynaklanan custodia sorumluluğuna ek olarak "actio de damno aut furto adversus nautas, caupones, stabularios ve receptum, nautae, cauponis, stabularii" sorumluluklarının düzenlendiği kaynaklardan...

  12. Cerrahi Adezyonun Önlenmesi için Yeni Bir Yaklaşım: Nanolifli Cerrahi Adezyon Bariyerleri

    ŞAFAK, Şerife; KARACA, Esra; ÖZALP, R. Gözde

    2017-01-01

    Adezyonlar; seröz zarı ile çevrili olan organların, yaralanmalarını takiben aralarında meydana gelen anormal birleşmelerdir. Karın içi operasyonları, karın zarı iltihabı, çikolata kisti, radyasyon ve kanser gibi nedenlerle organlar birbirlerine ya da karın duvarına yapışabilirler. Adezyonlar; bağırsak tıkanıklıklarının yanı sıra kronik karın ağrısına ve kısırlığa da neden olmaktadır. Adezyon oluşumu ve komplikasyonlarının tedavisi ise, ciddi iş gücü ve ekonomik kayıplara yol açmaktadır. Karın...

  13. Basic radiation oncology

    Beyzadeoglu, M. M.; Ebruli, C.

    2008-01-01

    Basic Radiation Oncology is an all-in-one book. It is an up-to-date bedside oriented book integrating the radiation physics, radiobiology and clinical radiation oncology. It includes the essentials of all aspects of radiation oncology with more than 300 practical illustrations, black and white and color figures. The layout and presentation is very practical and enriched with many pearl boxes. Key studies particularly randomized ones are also included at the end of each clinical chapter. Basic knowledge of all high-tech radiation teletherapy units such as tomotherapy, cyberknife, and proton therapy are also given. The first 2 sections review concepts that are crucial in radiation physics and radiobiology. The remaining 11 chapters describe treatment regimens for main cancer sites and tumor types. Basic Radiation Oncology will greatly help meeting the needs for a practical and bedside oriented oncology book for residents, fellows, and clinicians of Radiation, Medical and Surgical Oncology as well as medical students, physicians and medical physicists interested in Clinical Oncology. English Edition of the book Temel Radyasyon Onkolojisi is being published by Springer Heidelberg this year with updated 2009 AJCC Staging as Basic Radiation Oncology

  14. Bazı Pestisitlerin Tetranychus urticae Koch'nin Ergin Yaşam Süresi ve Yumurta Verimine Etkileri

    Mustafa Hakan BALCI

    2018-03-01

    Full Text Available Bu çalışmada deltamethrin, cypermethrin, imidacloprid ve thiacloprid etkili maddeye sahip insektisitlerin tarla uygulama dozu (T ve tarla uygulama dozunun yarısı (T/2'nın uygulandığı Tetranychus urticae (Acari: Tetranychidae erginlerinde üreme parametreleri ve yaşam süreleri incelenmiştir. İnsektisit dozları ve kontrol grubunda kullanılan saf su ilaçlama kulesi ile Petri kabındaki yaprak diskler üzerinde bulunan T. urticae'nin ergin bireylerine uygulanmıştır. Deltamethrin'in T/2 dozu uygulaması sonucunda, ergin bireylerinde ortalama yaşam süresi (5.35 gün ve ortalama ovipozisyon süresi (4.29 g kontrol grubuna (6.57 ve 5.44 g göre kısalmış, ayrıca yumurta sayısı/dişi oranıda azalmıştır. İmidacloprid, thiacloprid ve cypermethrin uygulanan her iki dozunda da T. urticae erginlerinde ortalama yaşam süresi ve ortalama preovipozisyon süresi kontrol grubu ile istatistiki olarak benzer bulunmuş ve dozlar arasında fark belirlenememiştir. İmidacloprid'in T/2 dozu uygulanan ergin bireylerin yumurta sayısı/dişi (64.03 oranının kontrol grubuna (39.96 göre arttığı belirlenmiştir. Sonuç olarak, imidacloprid ve deltamethrin’in T/2 dozlarının T. urticae ergin bireylerinde ortalama yaşam süresi, ortalama ovipozisyon süresi gibi bazı biyolojik özelikler üzerinde etkili olabileceği kanısına varılmıştır. 

  15. Bazı Katkı Maddelerinin Ekmek Özellikleri Üzerine Etkisi

    Süeda Çelik

    2015-02-01

    Full Text Available Oksidan ajanlar (Potasyum bromat ve askorbik asit, indirgen ajan (L-sistein ve surfektanlar (SSL ve DATEM'ın farklı dozlarının üç ekmeklik buğday çeşidine ait unların ekmeklik özellikleri üzerine etkileri çalışılmıştır. Kuvvetli ve orta gluten kalitesine sahip Bezostaya ve Kırat çeşitlerinde ekmek hacmi ile ekmek iç ve dış özellikleri genel olarak değerlendirildiğinde askorbik asilin etkisinin KBrO3 m etkisinden daha iyi olduğu, KBrO3 m 150 ppm dozunun bazı ekmek özelliklerini olumsuz yönde etkilediği saptanmıştır. İndirgen ajan olan L-sistein ilavesi, kuvveti gluten yapısına sahip Bezostaya çeşidinde ekmek hacmi değerlerini az da olsa olumlu yönde etkilemiştir. Diğer iki çeşitte ise bu katkının ilavesi genellikle ekmek özelliklerini olumsuz yönde etkilemiştir. SSL ve DATEM her üç un örneğinde de ekmek iç ve dış özelliklerini genellikle benzer şekilde etkilemiştir. Buna karşılık, DATEM in ekmek hacmi değerlerini SSL e göre daha olumlu etkilediği gözlenmiştir. Zayıf gluten kalite sine sahip olan Orso çeşidinde ekmek katkı maddelerinin kullanımı ile beklenen iyileşme sağlanamamıştır.

  16. GIDA ENDÜSTRİSİNDE KULLANILAN YÜKSEK HİDROSTATİK BASINÇ SİSTEMLERİ

    Yahya TÜLEK

    2006-02-01

    Full Text Available Gıda muhafazası, gıda maddelerinin mikrobiyal bozulmalara karşı korunması veya gıda güvenliğini tehdit edici unsurlara karşı korunması için yapılan sürekli bir mücadeledir. Daha besleyici, yüksek duyusal kalitede daha taze gıda ürünlerine artan müşteri talebinin karşılanması ve kabul edilebilir bir raf ömrü elde edebilmek için yapılan çalışmalar, son on yıllık dönemde, özellikle ısıl işlem içermeyen (non-thermal inaktivasyon teknikleri üzerine yoğunlaşmıştır. Yapılan çalışmalarda; iyonize radyasyon, yüksek hidrostatik basınç (YHB, vurgulu elektrik alanı, yüksek basınç homejenizasyonu, UV ışınlama vb. inaktivasyon teknikleri incelenmektedir. Araştırmaların çoğu, YHB sistemleri ve uygulamaları üzerine yoğunlaşmış olup, bu makalede YHB sistemlerinin detaylı bir incelemesi yapılmıştır.

  17. Isparta İlinde Radon Yoğunluk Ölçümleri

    Suat ÖZKORUCUKLU

    2009-04-01

    Full Text Available Radon, kayaçlardaki ve topraktaki Uranyum–238 bozunmasıyla olusan radyoaktif bir asal gazdır. radon hakkındaki ilk çalısmalar 1956 yılında Isviçre'de baslamıs ve özellikle 1980 sonrasında yapılan arastırmalarla radon gazının çevresel radyasyon üzerindeki katkısı ve ortama yayılma mekanizması anlasılmıstır. Kayaçlardaki 238U bozunması sonucu üretilen radon gazı difüzyon yoluyla topraga, oradan da atmosfere veya ortama yayılmaktadır. Günlük hayatta sürekli maruz kaldıgımız radyasyonun %54'nün Radon izotoplarından, özellikle de 222Rn'den kaynaklandıgı bulunmustur. Türkiye'de, TAEK kritik radon yogunluk degerlerini meskenler için 400 Bq/m3, sanayi ve isyerleri için ise 1000 Bq/m3 olarak belirlemistir. Yüksek dozlarda maruz kalındıgında özellikle akciger kanseri riskini artırdıgı ileri sürülen radon, yogunlugu fazla olan yerlesme birimlerinde tehlike yaratmaktadır. Bu çalısmada, Isparta ili sınırları içinde belirlenen bazı kapalı mekanlarda AlphaGUARD radon detektörü kullanılarak radon yogunlukları ölçülmüs ve veriler irdelenmistir.

  18. Madencilik Faaliyetlerinin Çevresel Etkilerini Değerleme Yöntemleri

    Alper DEMİRBUGAN

    2014-09-01

    Full Text Available Madencilik projeleri çevresel kaynaklar üzerinde önemli etkiler yaratırlar. Çevre kalitesindeki değişimin parasal olarak değerlendirilmesi madencilik projelerinin değerlendirilme sürecinde önem taşımaktadır. Bir proje nedeniyle çevre kalitesinde ortaya çıkan değişimden kaynaklanan fayda ya da kaçınılan maliyet bireylerin 'ödeme isteği (Willingness to pay, WTP' ile açıklanır. Ödeme isteği kavramını göz önünde bulunduran değerlendirme yöntemleri 'üretim yaklaşımı' ve 'talep yaklaşımı' olmak üzere iki ana grupta ayrımlaşmaktadır. Bu çalışmada ödeme isteği ve talep kavramı ile çevresel değerlendirme yöntemleri açıklanmakta ve konu bir madencilik projesine uygulanarak örneklenmektedir.

  19. PRESENTEEISM: NEDENLERİ, YARATTIĞI ÖRGÜTSEL SORUNLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ ÜZERİNE BİR ALANYAZIN TARAMASI

    ÇOBAN, Ömer; HARMAN, Serhat

    2012-01-01

    Presenteeism, işgörenin rahatsızlığı bulunmasına rağmen işe gitmesini ve bu durumdan kaynaklanan verimlilik kayıplarını ifade etmektedir. Türkiye’de presenteeism ile ilgili görgül çalışma sayısı yok denecek kadar azdır. Bu nedenle, presenteeism kavramı ile ilgili daha önce yapılmış çalışmaların incelendiği alanyazın taraması niteliğinde nitel bir çalışma gerçekleştirilmiştir. Yapılan alanyazın taraması sonucunda 28 adet tam metin çalışmaya ulaşılmıştır. 28 adet çalışmanın incelenmesinin ardın...

  20. Yozgat İlinin Jeotermal Kaynakları ve Özellikleri

    AKIN, Galip

    2016-01-01

    Özet. Dünyada nüfusun hızlı artışı ve sanayileşmenin 18. yüzyılın son çeyreğinden itibaren gelişmesiyle birlikte, enerjiye olan gereksinim de o oranda artmaya başlamıştır. Enerji ihtiyacını karşılayabilmek için kömür, petrol ve doğalgaz gibi fosil yakıtlar enerji hammaddesi olarak giderek artan miktarlarda kullanılır hale gelmiştir. Bunun sonucu olarak dünyada 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren aşırı fosil yakıt kullanımından kaynaklanan çevre kirlenmesi gündeme gelmeye başlamıştır. 1970...

  1. Roma Hukuku’nda Gemi, Han ve Ahır İşletenlerin Receptum Sorumluluğu

    Mehmet YEŞİLLER

    2013-04-01

    Full Text Available Çalışmamızda Roma Hukuku'nda gemi, han ve ahır işleten kimselerin sorumluluklarına ilişkin düzenlemeler ele alınmıştır. Roma?da özellikle gemi, han ve ahır işleten kimselerin yanlarında çalıştırdıkları kişilerin güvenilir olmamasından dolayı, taraflar arasındaki istisna sözleşmesinden kaynaklanan custodia sorumluluğuna ek olarak "actio de damno aut furto adversus nautas, caupones, stabularios ve receptum, nautae, cauponis, stabularii" sorumluluklarının düzenlendiği kaynaklardan anlaşılmaktadır. Praetor Edictum'larıyla sağlanan ve haksız fiil benzerlerine dayanan söz konusu bu uygulamaların, Roma'da istisna sözleşmesinin koruyamadığı alana ilişkin olarak geniş uygulama imkanı buldukları görülmektedir.

  2. An Evaluation of the Difficulties Classroom Teachers Experience While Giving Primary Reading and Writing Education Within the 4+4+4 Education System

    Okay Demir

    2016-01-01

    kullanılmıştır. Her soru müfredattaki düzenlemeler doğrultusunda sınıf öğretmenlerinin ilkokuma ve yazma eğitiminde yaşadıkları sorunları belirlemek için hazırlanmış ve öğrencilerden, ailelerden/velilerden, öğretmenlerden, okuldan ve programın kendisinden kaynaklanan sorunlar olmak üzere ayrı başlıklar altında değerlendirilmiş ve yorumlanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, 4+4+4 Eğitim Sistemi kapsamında birinci sınıf öğretmenlerinin ilkokuma ve yazma eğitiminde yaşadıkları sorunlardan bazıları şu şekildedir: Öğrenciden kaynaklanan sorunlar; Algı ve uyum sorunu, fiziksel gelişim yetersizliği, çabuk sıkılma, disiplin zorluğu, okuma hızının düşük olması, öz-bakım becerilerinin yetersizliği ve farklı yaş gruplarının aynı sınıfta olması; Programdan kaynaklanan sorunlar; uyum sürecinin çok uzun olması, 5 - 5,5 yaşındaki çocukların gelişimine uygun olmaması, ders kitaplarının sisteme uyumlu olmaması, öğretmenlerin yeterince bilgilendirilmemesi, programın uzman görüşü alınmadan uygulanması, ses temelli öğretimin dezavantajları, bitişik eğik yazıdan kaynaklanan sıkıntılar; Okuldan kaynaklanan sorunlar; eğitsel materyal, oyun alanı vs. eksikliği, sıra-tahta- lavaboların küçüklere göre olmayışı (aynı binada ilkokul ve ortaokul olması, kalabalık sınıf, derslik yetersizliği, idari/öğrenci dağıtımında adaletsizlik; Öğretmenden kaynaklanan sorunlar; yeni sisteme uyum sağlayamama, eski sistemde devam etme, aynı okul içinde zümre anlayışı olmayışı, sınıflar arası düzey farklılığı, okuma- yazmaya geçmede acelecilik, bitişik eğik yazı yazamamak şeklindedir. Araştırma sonunda bu sorunlara ilişkin çeşitli öneriler belirtilmiştir.Anahtar Sözcükler: İlkokul programı, sınıf öğretmenleri, öğretmenlerin görüşleri

  3. Orman yangınları açısından riskli yılların güneş leke döngüsüne bağlı olarak önceden tahmin edilebilmesi

    Yüksek Lisans Uğur Baltacı

    2017-11-01

    Full Text Available Ülkemizde ve dünya genelinde, bazı yıllar daha çok sayıda ve büyük ölçekte orman yangınları görülmekte iken, bazı yıllarda orman yangını sayısı ve büyüklüğü azalmaktadır. Orman yangını istatistikleri yangın adedi ve yanan alan olarak zamana bağlı grafik haline dönüştürüldüğünde, minimum ve maksimum noktaları farklı sinüzoidal eğriler şeklinde periyodik bir dalgalanma görülmektedir. Bu durum, orman yangınlarının bir dış etkene bağlı olarak artıp azaldığını gösterebilir. Bu çalışmamızda; adet ve alan olarak orman yangınları ile Güneş Leke Döngüsü (Güneş Radyasyon Döngüsü karşılaştırılmış ve aralarında güçlü bir ilişkinin olduğu bulunmuştur. Çalışma sonucunda elde edilen bulgular, orman yangını açısından riski yüksek yılların tahmininde kullanılabilecektir. Orman yangınları ile mücadelede orta ve uzun vadeli programlar yapılırken bu tespitlerin göz önünde bulundurulmasının büyük önem arz ettiği düşünülmektedir. Özellikle bütçe planlamaları ve önceden alınacak tedbirler açısından bu öngörülerin dikkate alınması uygun olacaktır.

  4. ESTHETIC KNOWLEDGE WHICH AFFECTS THE FORMATION AND THE UNDERSTANDING PROCESS OF THE LITERARY WORK EDEBİ ESERİN OLUŞUM VE ANLAMA SÜRECİNİ ETKİLEYEN BİR ÖGE OLARAK ESTETİK BİLGİ

    Alpay Doğan YILDIZ

    2010-01-01

    Full Text Available ÖZETEsthetic, which is the knowledge about the beauty in general, is a speafically a set of knowledge based upon the relation bettween the beauty and the art work that can be acknowledged as an appearence of a special kind formed by the artist. The literary art, which is a piece of art by itself, has its own different beauty concepts stemming from diverse apprehension. Therefore with the prospect of assessment and comprehension of the literary work, the role by the help of which we can see the underlying beauty of the art cannot be ignored. In this piece of writing, the importance of esthetic knomledge in the process of assesment and formation of the piece of art will be dwelt on while staying more focused the frame of literary art. Genel anlamda güzel hakkındaki bilgi olan estetik, daha dar anlamda güzelliğin sanatçı tarafından oluşturulan özel bir yapıdaki görünüşü olan sanat eseri ile ilişkisi üzerinde duran bilgi alanıdır. Bir sanat eseri olan edebi eserin oluşumunda da farklı kabullerden kaynaklanan farklı güzellik anlayışları vardır. Bir sanat eserini anlayıp değerlendirmede eserin gerisindeki güzellik anlayışını bilmenin rolü inkâr edilemez. Bu yazıda daha çok edebi eser çerçevesinde kalarak sanat eserinin oluşum ve değerlendirme sürecinde estetik bilginin yeri üzerinde durulacaktır.

  5. Süt ve Ürünlerinde CO2 Uygulamaları – II: Çiğ ve Pastörize Süt

    Enes Dertli

    2015-02-01

    Full Text Available Ürünlerin üretiminde hammaddeden kaynaklanan başlangıç bakteriyel yükün azaltılması, pastörizasyon sisteminin geliştirilmesi ve üretim işlemlerinden önceki kontaminasyonun önlenmesi gibi uygulamalar raf ömrünün uzatılmasında etkilidir. Karbon dioksit doğal olarak meydana gelen bir süt bileşenidir ve kesin mekanizması henüz anlaşılamamasına rağmen, ürünlerde bazı bozulma oluşturan mikroorganizmalara karşı inhibitör etkilidir. Uygulamada kullanılan yeni CO2 teknolojileri çiğ ve pastörize sütü içeren sütçülük ürünlerinde farklılığın artırılması, raf ömrünün ve kalitenin yükseltilmesi amacıyla sürekli geliştirilmektedir. Bu çalışmada CO2 kullanılarak çiğ ve pastörize sütün kalitesinin geliştirilmesi konusunda geçmişteki ve günümüzdeki araştırmalar detaylı olarak irdelenmiştir.

  6. DAİRESEL DALGA KILAVUZLARININ OPTİMİZE EDİLMİŞ İLETİM HATTI MATRİS MODELİ İLE TAM DALGA ANALİZİ

    Ayhan AKBAL

    2013-05-01

    Full Text Available Düşük firekaslarda kullanılan yaklaşımlar yüksek frekanslarda geçerli olmadığında analizde tam-dalga yöntemlerinin kullanılması bir zorunluluktur. İletim Hattı Matrisi Modeli (TLM bir tam-dalga analiz yöntemi olup literatürde elektromanyetik olayların analizinde sıklıkla kullanılmaktadır. Ancak bu modelde sınır şartlarından kaynaklanan yansıma, aşma, üst üste binme, bozulma, sinyal bütünlüğünün bozulması gibi çeşitli problemler ile karşılaşılmaktadır. Bu çalışmada TLM yönteminde sınır şartlarının kolay uygulanabilmesi için optimizasyon yapılmıştır. Optimizasyonun başarısını göstermek içinde örnek olarak analizi daha komplex olan dairesel dalga klavusu kullanılmıştır. Bu yayında X bandında (8-12 GHz kullanılan WC-94 adlı dairesel dalga kılavuzu TE ve TM modu için ayrı ayrı, optimize edilmiş TLM yöntemi ile analiz edilmiştir. Sonuçların doğrulugu ve sunulan optimizasyon yönteminin başarısı ayrıntıları ile sunulmuştur.

  7. Resim-İş Eğitimi Anabilim Dalı Atölye (Grafik Dersinde Yazı ve Tipografi Öğretimi Uygulamaları / Practices of Writing and Typography Teaching at the Department of Fine Arts Education Workshop (Graphic Design Course

    Şirin BENUĞUR

    2012-06-01

    Full Text Available Bu araştırmanın amacı, Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Resim İş Eğitimi ABD Anasanat Atölye (Grafik ve/veya Seçmeli Sanat Atölye (Grafik derslerinde tipografi eğitiminin nasıl gerçekleştirildiğini ortaya koymaktır. Araştırma tarama modelinde desenlenmiştir. Hazırlanan anket, 2007-2008 öğretim yılının bahar döneminde 24 üniversitede bu dersi veren/vermiş olan 45 öğretim elemanına uygulanmıştır. Ayrıca çalışma evreninden 7 öğretim elemanıyla yarı yapılandırılmış görüşme gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda sanat eğitimcisi yetiştirmede tipografi eğitiminin çok önemli ve gerekli olduğu, tipografi öğretimini planlarken farklı konu ve tekniklerden yararlanılarak uygulama yapılmasına, kuramsal bilgi vermeye, proje çalışmaları yaptırmaya, örneklerle konuyu açıklamaya, çesitli öğretim yöntem ve tekniklerinden yararlanmaya, tipografi öğretimini desteklemeye yönelik çeşitli etkinlikler gerçekleştirmeye önem verildiği belirlenmiştir. Tipografi öğretiminde öğrenciden, kaynak kitap ve ders saati süresinin yetersizliğinden kaynaklanan sorunlar yaşandığı belirlenmiştir. Yazı dersinin tipografi öğretimine temel oluşturacağını ifade eden öğretim elemanları, dersin içeriğinin alan uzmanları tarafından zenginleştirilmesine, ders süresinin arttırılmasına ve tipografi dersleriyle desteklenmesine yönelik önerilerde bulunmuşlardır.

  8. Farklı Su Sıcaklıklarında Tutulan Pullu Sazan (Cyprinus carpio’da Çörek Otu (Nigella sativa Yağının Oksidatif Stres ve Bazı Antioksidan Parametrelere Etkisi

    Serpil Mişe Yonar

    2017-09-01

    Full Text Available Bu çalışmada; farklı su sıcaklıkları uygulanmış pullu sazan (Cyprinus carpio’da malaondialdehit (MDA ve glutatyon (GSH düzeyi ile glutatyon-S-transferaz (GST enzim aktivitesine çörek otu yağının etkisi araştırılmıştır. 20, 24 ve 28°C’ de tutulan balıklara çörek otu yağı (10 mg/kg yem uygulanmıştır. Kontrol grubu olarak 24°C’de tutulan balıklar seçilmiştir. Uygulama 10 gün devam etmiş ve bu sürenin sonunda balıklardan karaciğer ve böbrek örnekleri alınmıştır. Çalışma sonucuna göre 20°C ve 28°C’deki balıkların MDA düzeyinin önemli oranda arttığı, GSH düzeyi ile GST aktivitesinin düştüğü tespit edilmiştir. Bu gruplarda çörek otu yağı uygulamasıyla MDA düzeyinin istatistiksel olarak önemli düzeyde düştüğü, GSH düzeyi ile GST aktivitesinin önemli oranda yükseldiği belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, balıklarda sıcaklık farklılıklarından kaynaklanan strese karşı çörek otu yağı antioksidan olarak kullanılabilir.

  9. THOUGHTS AND COMMENTS ON OLD ANATOLIAN TURKISH ESKİ ANADOLU TÜRKÇESİ ÜZERİNDE DÜŞÜNCE VE YORUMLAR

    Asiye Mevhibe COŞAR

    2010-01-01

    Full Text Available The issue of The Old Anatolian Turkish (OAT, which is referred to the first half period, has remained controversial due to the lack of adequate documents. The discussions of this period have focused on whether accessible written docments of VI.-XI. continued up to XIII without interruption, and aslo whether Oguz had a written literary language. Another point of discussion is on the complexity of the language in the documents of XIII. In this paper opinions and comments about OAT will be analyzed Eski Anadolu Türkçesi (EAT olarak adlandırılan devrin ilk yarısı, daha çok elde eser bulunmamasından kaynaklanan sebeplerle henüz üzerinde bir fikir birliğine varılamamış durumdadır. Bu döneme ait tartışmalar; VI.-XI. yüzyıl arasında varlıkları takip edilebilen yazılı verilerin XIII. yüzyıla kadar geçen zaman içinde kesintiye uğrayıp uğramadığı, belki XII. yüzyıl sonunda yazıya geçirilen, ancak XIII. yüzyıl itibarıyla varlıklarından emin olunan eserlerin dilindeki karışıklık, dönem kültürünü oluşturan Oğuzların yazılı bir edebî dilleri olup olmadığı konularında yoğunlaşır. Bu çalışmada EAT’nin söz konusu meselelerine dair görüş ve yorumlar değerlendirilmeye çalışılmaktadır.

  10. “İhtiyaç” Kavramı Ekseninde Sosyal Koruma: Temel İhtiyaçlar Yaklaşımı / Social Protection on the Base of “Needs”: Basic Needs Approach

    Doğa Başar SARIİPEK

    2017-05-01

    Full Text Available İhtiyaç, somutlaştırılması ve tanımlanması güç bir kavramdır. Bu bağlamda, ihtiyaçların hangi ölçütlere göre belirleneceği, temel ve ileri ihtiyaçların neler olduğu, ihtiyaç içinde olanlarla olmayanların neye göre ve nasıl kesin olarak ayrılacağı gibi sorular sosyal refah ve koruma politikaları tasarlanırken sürekli sorulan ve tartışılan sorulardır. İhtiyaç temelli yaklaşım bu sorulara cevap olarak geliştirilmiş bir sosyal koruma yaklaşımıdır. Ancak genel anlamda ihtiyaç kavramının özünde bulunan sübjektif nitelikler ve içerdiği belirsizlikler nedeniyle, uygulaması kolay bir yöntem değildir. Bu nedenle, uygulamada herkesi kapsayabilmek adına “temel ihtiyaçlar” şeklinde bir daraltmaya gidilmiştir. Temel ihtiyaçlar yaklaşımının amacı, bireyin tam gelişimi için gereken fırsatları sağlamak ve bu amaçla belli gruplar için belli kaynakları tahsis etmektir. Temel ihtiyaçlar yaklaşımının özü, gerçek yaşam düzeyiyle ihtiyaçlar arasındaki boşluğun diğer alternatif yaklaşımlara göre çok daha kısa sürede ve mümkün olan en az miktarda kaynak kullanılarak doldurulmasıdır. Ancak bu yaklaşım, teoriden kaynaklanan ciddi eksiklikleri nedeniyle hak temelli yaklaşımın sağladığı sosyal koruma güvence düzeyini sağlamaktan uzak görünmektedir. / Needs are not easy to define. In this sense, the questions of which criteria are applied to determine needs, what the basic and further needs are, how the ones who are in need are distinguished from the others etc. are constantly asked while designing policies of social welfare and protection. Needs based approach is a social protection mechanism which was introduced as a response for these questions. Yet, it is not an easy measure to take due to the subjective features and uncertainties in the very nature of the concept of need itself. Therefore, a conceptual restriction, in the form of “basic needs”, was

  11. İş ve Aile Yaşamı Dengesi(zliğinin Kadın Çalışanlar Üzerindeki Etkileri(The Effects of The Work and Famıly Life (ImBalance on Female Workers

    Seda TOPGÜL

    2016-05-01

    Full Text Available ş ve aile yaşamı dengesi son dönemlerde dikkat çeken konulardan biridir. Kişinin iş ve aile alanlarından kaynaklanan taleplerin uyumsuz olması sonucunda sadece kişisel olarak değil aynı zamanda toplumu etkilemesi nedeniyle konu daha çok önem kazanmıştır. Kadınlar hem evdeki sorumluluklarını hem de iş yerindeki görev ve sorumluluklarını dengelemek konusunda sıkıntılar yaşamaktadırlar. Bu çalışmanın amacı yoğun çalışma saatlerine sahip olan çeşitli kademelerdeki banka çalışanı kadınların bakış açısından, iş ve aile yaşamı arasındaki dengeyi sağlama çabalarını incelemektir. Bu amaçla altı banka çalışanı kadın ile yarı yapılandırılmış soruları içeren derinlemesine mülakatlar gerçekleştirilmiştir. Böylece bankacılık sektörü açısından, çalışan kadınların iş ve aile yaşamı dengeleri analiz edilerek, dengeyi sağlamak yönündeki çabaları ortaya konmuştur. Sonuç olarak, banka çalışanlarının maddi anlamda ve kariyer anlamında tatmin olması meslekten tatmini beraberinde getirmektedir. İş ve aile yaşamı dengesi konusunda zaman zaman uzayan iş saatleri sıkıntı olabilmektedir. Küçük çocukların bakımı hususunda ise akrabaların desteği kadınlar açısından iş ve aile dengesi sağlamada önemli rol oynamaktadır. The work and family life balance is one of the subjects that stand out in recent years. This issue has become even more important since it affects not only individuals, but also the society due to incompatible demands of individual’s work and family life. Women have difficulties in balancing their responsibilities at home and responsibilities and duties at work. The aim of this study is to examine efforts to establish a balance between the work and family life from the perspective of women working at a bank at various levels, who have busy working hours. For this purpose, indepth interviews involving semi-structured questions

  12. CEMAL SÜREYA’S POEM THE THEME OF DEATH CEMAL SÜREYA’NIN ŞİİRİNDE ÖLÜM TEMASI

    Nilüfer İLHAN

    2011-06-01

    Full Text Available Terminating human life to death, throughout history has been written off and sense of a case attempted. Think about death and faith and culture of one’s sense of dependence on the show, led to the emergence of different ideas. One of the dominant themes of the poems is death, society, political, social and culturel cahanges covered in paralel with a different sensivity of each period covered. A unıversal theme, Cemal Süreya of Second New Poet has incorporated into his poem to death, cahanging of metaphysics in terms of life changing, away from a perception point of view demonstrated a poet. İn this study, the theme of death Cemal Süreya’s biographical poetry of life, posed a critical view on current and historical, psychological distress caused by aging and by drawing attention to the last poems of the first poems were found to vary how much the perception of death is explained with examples İnsan yaşamını sonlandıran ölüm, insanlık tarihi boyunca üzerinde düşülen ve anlamlandırılmaya çalışılan bir olgu olmuştur. Ölüm üzerinde düşünmek ve anlamlandırmak da kişinin inancı ve kültürüne bağlı olarak bir değişkenlik gösterip farklı düşüncelerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Şiirin de başat temalarından biri olan ölüm, toplumdaki siyasî, sosyal ve kültürel değişimlere paralel olarak her dönem farklı bir duyarlılıkla işlenmiştir. İkinci Yeni şairlerinden Cemal Süreya da evrensel bir temaya dönüşen ölüme şiirinde yer vermiş, ölümü metafizik bir algıdan uzak olarak yaşamının belli dönemlerinde değişen bir bakış açısıyla ortaya koymuş bir şairdir. Bu çalışmada Cemal Süreya’nın şiirindeki ölüm temasının biyografik hayattan, güncele ve tarihe yöneltilen eleştirel bir bakıştan, sıkıntı ve yaşlanmadan kaynaklanan psikolojik yönüne dikkat çekilerek ilk şiirlerinden son şiirlerine kadar ölüm algısının nasıl değiştiği tespit

  13. Birliktelik Kısıtları Altında Montaj Hattı Dengeleme Problemi İçin Bir Çözüm Yaklaşımı Önerisi ve Bir İşletmede Uygulama

    Serkan Altuntaş

    2010-01-01

    Full Text Available Montaj Hattı Dengelemesinde, -çeşitli nedenlerle- belli iş elemanlarının birbirinden ayrılmaması ve aynı istasyona atanması istenebilir. Bu tür problemler, 'Birliktelik Kısıtları Altında Montaj Hattı Dengeleme (BKAMHD Problemi' olarak tanınmaktadır. Bu birliktelik kısıtı sayesinde, havaleli ürün imali, birlikte işlem görme gereği gibi özel isteklerden veya takım-kolaylık benzeri kaynakların ortak kullanımı düşüncesinden kaynaklanan 'konum ve bölge kısıtları' da karşılanabilmektedir. Bu tür hatlarda ayrıca, malzeme aktarma, takım ve kolaylık maliyetleri, yürüyüş mesafeleri, ayar süreleri ile tedarik süreleri de azalmaktadır. Uygulamada BKAMHD yapısındaki problemlerle yaygın olarak karşılaşılmasına karşın, bunlar üzerinde yapılan çalışmaların klasik montaj hattı dengeleme problemi ile ilgili yayınlara göre daha az olduğu görülmektedir. Bu çalışmanın amacı, özel konum kısıtları dolayısıyla-, bilinen Montaj Hattı Dengeleme yöntemlerinin uygulanamadığı büyük ölçekli bir montaj hattı için uygun bir hat dengeleme yöntemi geliştirmek ve bu yöntem ile söz konusu hattı dengelemek olmuştur. Çalışmanın başında, bu problemin çözümünde kullanılabilecek basit fakat etkili bir yol olarak tanınan 'En Büyük Aday' algoritmasında bazı değişiklikler yapılarak yeni bir yöntem geliştirilmiştir. Bu yöntemin uyarlanabilmesi için de montaj işlemlerinin yapıldığı atölyede çok yoğun bir metot ve zaman etüdü çalışması yürütmek gerekmiştir. Bu çalışma sonucunda derlenen verilerin geliştirilen yönteme uyarlanması sonucunda türetilen seçenekler değerlendirilerek karar vericiye sunulmuştur.

  14. Gıdalar ve Mikrobiyolojik Riskler I

    Velittin Gürgün

    2015-02-01

    Full Text Available Enfeksiyona neden olan ve toksijenik mikroorganizmalarla bulaşan gıdaların tüketilmesi sonucu görülen hastalıklar, acı çekmenin ve ölümlerin en önemli nedenlerinden biridir (Alen ve Kaferstein, 1983. Afrika ve Latin Amerika ile Çin dışındaki Asya ülkelerindeki 5 yaşın altındaki çocuklarda, yılda bir milyarın üzerinde gastroenterik vakaların görüldüğü ve kontamine gıdaların tüketilmesi nedeni ile de bu çocuklardan en az beş milyonunun öldüğü tahmin edilmektedir (Kaferstien ve Sims, 1987. Meksika ve Tayland gibi ülkelerde 0-4 yaş grubun çocukların, en az yarısının Campylobacter’in neden olduğu bağırsak enfeksiyonuna yakalandıkları sanılmaktadır. Avrupa’da ise gıdalardan kaynaklanan hastalıklar, solunum hastalıklarından sonra ikinci sırada yer almakta olup, bir çok Avrupa ülkesinde akut gastro-enteritis hastalığının yılda bir milyon kişiden ellibininde görüldüğü, hatta Hollanda’da bu oranın üçyüzbin olduğu tespit edilmiş bulunmaktadır (Guiguet vd. 1992; Notermans ve Van Der Giessen, 1993. Amerika Birleşik Devletleri için yürütülen tahminlerin bu sayıların da üstünde olduğu ve her yıl ABD’de bir milyon kişiden üçyüzellibin kişinin akut gastroenterik hastalıklara uğradıkları ve bunun da ağırlıklı olarak kontamine gıdalardan kaynaklandığı varsayılmaktadır (Archer ve Kvenberg, 1985. Her ne kadar gelişmiş ülkelerde görülen gıda kaynaklı hastalıklar gelişmekte olan ülkelerdekine göre oldukça düşükse de, sıkça kronikleşerek romatizmal hastalıklar (ankylosing spondylitis ve Reiter’s sendromu beslenme ve emilim bozukluğu problemleri, hemolotik-üremik sendromlar (Escherichia coli’nin özellikle 0157: H7 serotipinin ürettiği verotoksinden dolayı, damar sertliği (atherosclerosis ve Campylobacter türlerinin enfeksiyonunu takiben görülen Guillain-Barre sendromu sonucunu doğurmaktadır (Archer, 1984, 1987; Archer ve

  15. RITUALISTIC TERMS IN THE ALEVI BELIEF SYSTEM ALEVİ İNANÇ SİSTEMİNDEKİ RİTÜELİK ÖZEL TERİMLER

    Mehmet ERSAL

    2011-01-01

    Full Text Available The Alevi belief system is one of the important richnesses within Turkish language and culture. Spread over a far and wide geography, the community has also shaped many rituals and belief practices with its own dynamics. Thus, a world of numerous ritualistic terms is brought in Turkish language and culture. Due to the secrecy of the belief system, it has not been possible to ascertain the majority of the ritualistic terms by means of visual methods. In recent years, the overgeneralisation of the terms which have been ascertained seems to be a common mistake as well. However, a term sometimes has manifold meanings even in the same village. For this reason, false meanings might be attributed to a ritualistic term mentioned in a writing or poem. In this article the ritual of muhasip cemi, which is accepted as the secret prayer of the Alevi belief system, will be explained with materials collected from nine cities. The study will also be supported by visual elements that will be presented in an order similar to that of a ritual. Different terminological names attributed to the same belief practice will be given within the explanations as well. Alevi inanç sistemi, Türk dili ve kültürünün önemli zenginliklerindendir. Geniş bir coğrafyaya yayılan inanç zümresi birçok ritüel ve inanç pratiğini de kendi dinamikleri ile şekillendirmiştir. Bu sayede zengin bir ritüelik terim dünyası da Türk diline ve kültürüne kazandırılmıştır. Alevi inanç sistemine dair ritüelik terimlerin büyük bir çoğunluğu özellikle de inanç sisteminden kaynaklanan gizlilik sebebiyle görsel unsurlarla tespit edilememiştir. Son yıllarda tespit edilen terimleri de Aleviliğin geneline şümullandırma gibi bir hataya düşülmektedir. Oysaki bir köy içerisinde bile aynı terim farklı anlamlandırmalarla kullanılmaktadır. Bu sebeple bir yazma veya bir şiirde geçen ritüelik bir terime yanlış anlamlar yüklenebilmektedir. Bu makalede

  16. FOREIGN LANGUAGE TEACHING IN THE CONTEXT OF CONSTRUCTIVIST APPROACH YAPILANDIRMACI YAKLAŞIM BAĞLAMINDA YABANCI DİL ÖĞRETİMİ

    Mehmet Nuri GÖMLEKSİZ

    2011-06-01

    Full Text Available Nowadays, although knowing a foreign language, especially English has been compelled as a concealed discipline rather than necessity, problems of language teaching hasn’t been overcome in our country yet. These problems continue without having alternatives and in a vicious cycle. With this study, in accordance with the purposes of reaching the goal of language teaching in a short time and making language learning enjoyable and practical, an assessment was made on the importance of the constructivist approach. We pointed out that problems stemming from teachers have taken place at the forefront of teaching a foreign language which has actually contained within the constructivist approach itself in terms of both materials and the format used in the preparation of textbooks. The need for teachers who are well-trained, using a foreign language perfectly was emphasized in the study in order to activate and reveal students' creative experiences and interests and also to help students’ effective participation in the course. It was also stated that bringing the real world to the student-centered classroom environment which is not crowded and performing applications in order to make students use the language very well would be possible with the contributions of these teachers Ülkemizde bir yabancı dil bilmenin, özellikle İngilizce bilmenin gereklilikten ziyade gizli bir baskıyla mecbur bırakıldığı günümüzde, dil öğretimi sorunları hala aşılamamıştır. Bu sorunlar çıkmaz içerisinde ve kısır döngüde devam etmektedir. Bu çalışmada, dil öğreniminin keyifli ve pratik hale getirilmesi ve dil öğretme hedefine kısa zamanda ulaşılmasında yapılandırmacı yaklaşımın önemi konusunda bir değerlendirme yapılmıştır. Gerek kullanılan materyaller gerekse ders kitaplarının hazırlanış formatı ile aslında yapılandırmacı yaklaşımı içinde barındıran yabancı dil öğretiminde, öğretmenlerden kaynaklanan

  17. Roma İmparatorluk Mermer Ocaklarında Yazıt Kullanımı ve Bazı Ünik ÖrneklerInscriptions at the Roman Imperial Quarry and Some Unique Samples

    Tulga Albustanlıoğlu

    2014-01-01

    Full Text Available Özet Ocak faaliyetleriyle ilgili olarak geçmişe ışık tutan en önemli kaynak şüphesiz yazıtlardır. Bu sayede taşın üretim tarihi, hangi ocaktan üretildiği üretim ve kontrol işlemlerinin kimler tarafından gerçekleştirildiği, ocakların organizasyonu ve işleyiş biçimiyle ilgili bilgiler elde edilebilmektedir. Ancak detaylı bilgileri içeren bu tür kapsamlı yazıtların bulunması idealize edilmiş bir ocak işletmesi için söz konusu olabilir. Nitekim çoğu ocakta hiçbir yazıta rastlanmazken, elde edilen sınırlı sayıdaki yazıtlarda da bu bilgilerin sistemli bir şekilde işlenmemiş olduğu ve yazıtların biçim ve içeriğinde yönetim otoritesinin zayıflaması, ocak mülkiyetinin el değiştirmesi, yönetim biçiminde değişiklikler olması, üretimin artması veya azalması gibi çeşitli nedenlerden kaynaklanan önemli değişikliklerin meydana geldiği görülüyor. I.yüzyılın sonlarına doğru imparatorluk ocaklarının müteahhit aracılığıyla işletilmesi geleneği zamanla terk edilerek, idarenin üretimdeki kontrol ve inisiyatifinin arttığı görülüyor. Yazıtlar sayesinde bir taşın üretim tarihi, hangi ocaktan üretildiği üretim ve kontrol işlemlerinin kimler tarafından gerçekleştirildiği, ocakların organizasyonu ve işleyişleriyle ilgili bilgiler elde edilebilmektedir. Bloklar üzerinde yer alan yazıtlar ocak içi ve ocak dışı şeklinde iki bölüme ayrılabilir. Ocak içi yazıtların küçük bir bölümü, çok kısaltılmış bir bakıma kriptik kodlar biçiminde formüle edilmiş harf ve rakamlardan oluşan metinlerdir. Öyle ki bu formülasyonları ocakta görevli kişilerin dışındaki insanların okuyup anlamaları çok güç, genellikle de olanaksızdır. Ocak dışı yazıtlar ise, ürünün ulaşacağı noktadaki imparatorluk görevlilerince anlaşılacak bilgileri içermektedir. Bunlar üretim tarihi, üretimden sorumlu kişi, taşın kimliği şeklindeki ana

  18. S-20: Profesyonel Futbolcuda İntrakranial Arteriovenöz Malformasyon - Olgu Sunumu

    Seçkin Şenişik

    2017-03-01

    Full Text Available İntrakranial arteriovenöz malformasyonlar (AVM beyin içindeki kapiller damarların olmamasından dolayı arterlerin direkt olarak yanındaki venlere bağlanması ile oluşan nadir bir durumdur. Arteriovenöz bağlantının doğrudan olması özellikle venlerde fibromusküler kalınlaşmaya ve dayanıksız elastik laminaya neden olur. Damarların basınç artışına veya travmaya maruz kalmaları AVM’nin yırtılmasına neden olabilir. Arteriovenöz malformasyonun genel popülasyondaki bildiren prevalansı 0.001-0.50% arasında değişmektedir. AVM yirmili yaşlara kadar belirti vermeden kalabilir. En sık görülen bulgusu 20-40 yaşlarındaki hastalarda oluşan intrakranial kanamadır (50%. Yırtılmamış AVM’ye bağlı en sık görülen şikayetler nöbet (25% ve baş ağrısıdır (15%. AVM tedavisindeki başlıca amaç tamamen yok edilmesidir. Tedavi seçenekleri arasında cerrahi rezeksiyon, endovasküler tedavi (embolizasyon ve stereotaktik radyasyon cerrahisi gibi işlemler bulunmaktadır. Bu çalışmadaki olgu Türkiye 2. Futbol Liginde oynayan 32 yaşında futbolcuydu. Soy geçmişinde ve öz geçmişinde herhangi bir özelliği ve travma öyküsü olmayan futbolcunun yaklaşık 15 gündür devam eden baş ağrısı, başının bir bölgesinde yanma ve uyuşma şikayetleri mevcuttu. Fizik muayenesi normal olarak değerlendirilen sporcuya şikayetlerine yönelik ilaç tedavisi düzenlendi. Şikayetlerinde gerileme olmaması nedeni ile kontrol amaçlı yapılan MRI ve MRI anjiyo tetkikleri sonucunda sağ serebral hemisfer temporal lob yüzeyel bölümünde yaklaşık 2 cm boyutunda AVM olabileceği düşünülen lezyon görüldü. Bunun üzerine tanısal amaçlı serebral anjiyografi tetkiki yapılan futbolcuda yüzeyel ve derin venöz sisteme drene olan Spetzler Martin Grade II AVM nidusu saptandı. Beyin cerrahisi kliniğine yönlendirilen olguya cerrahi rezeksiyon işlemi uygulandı. Ameliyattan 6 hafta sonra yapılan kontrol

  19. İnsani Güvenlik Kavramı Bağlamında Çevre Güvenliği

    Engin İ. ERDEM

    2016-12-01

    Full Text Available Güvenlik çalışmaları Soğuk Savaş’ın sona ermesinden sonraki dönemde giderek genişleyen bir günde­me sahip olmuştur. Bu makalede genişleyen güvenlik gündeminde yer alan insani güvenlik kavramı bağlamında çevresel güvenlik konusu incelenecektir. Çalışma öncelikle insani güvenlik kavramının ne zaman ortaya çıktığını ve farklı insanı güvenlik tanımlarından bahsetmektedir. 1994 yılı Birleşmiş Milletler Kalkınma Raporu insani güvenlik kavramının ortaya çıkışı açısından dönüm noktası olurken, tanımlar arasında iki tanesi ağırlık kazanmıştır. Geniş tanımlamada yoksulluk ve kalkınma temel dinamikler olarak alınırken dar insani güvenlik tanımlamasında fiziki şiddetin kullanılması baz olarak alınmıştır. Öte yandan, insani güvenlik etrafındaki tartışmaların önemli ölçüde normatif ve kuramsal boyutlara sahip olduğu görülmektedir. Bu sebeple makale başlıca uluslararası ilişkiler teorilerinin in­sani güvenlik olgusuna nasıl baktıklarına da yer vermektedir. Realist teoriler insani güvenlik kavramı ile ilgilenmezken liberal, inşacı ve eleştirel kuramların insani güvenlik olgusu ile ilgili oldukları görül­mektedir. Çalışmanın daha sonraki bölümü başta küresel ısınma olmak üzere çeşitli çevre sorunlarının insani güvenlik ve devletlerarası ilişkiler açısından nasıl tehlike oluşturduklarını analiz etmektedir. Bu bağlamda önemli bir konu çevresel güvensizlik ya da çevre felaketlerinden kaynaklanan devlet içi ve uluslararası göçlerin devletlerin istikrarını bozabilecek olması ve devletlerarası çatışmalara yol açabilme­sidir. Çevresel güvenlik sorunları Darfur ve Suriye’de olduğu gibi sıcak çatışmaların ortaya çıkmasında önemli bir etkiye sahip olabilmektedirler. Çalışmanın sonuç kısmı, insani güvenlik ve çevresel güvenlik kavramlarının güvenlik çalışmaları alan

  20. Tekstil Atıksularının Gideriminde Atık Döküm Kumlarının Kullanımı / Using of Waste Foundry Sands in Removal of Textile Wastewater

    ELİF HATİCE GÜRKAN

    2012-12-01

    Full Text Available Ülkelerin sanayileşmesi ile birlikte endüstriyel bazlı su kullanımının artması ve son yıllarda ortaya çıkan küresel ısınma sorunu, yüzeysel ve yeraltı su kaynaklarının tükenmesine sebep olmaktadır. Endüstriyel atıksuların doğaya yaptığı etkiler önemli düzeyde, doğal dengeyi değiştirici ve bazı durumlarda geri dönülmez nitelikte olmaktadır. Endüstrilerden kaynaklanan atıksular, evsel atıksulara göre kaynak, miktar ve karakter açısından büyük farklılıklar gösterirler. Bu nedenle endüstri tesisinin çıkış sularının doğal su ortamlarının kirletmesini engelleyecek şekilde arıtılması gerekmektedir. Bu atıksuların arıtılıp geri kazanılması ile hem su kaynaklarının tüketimi hem de deşarj edilen arıtılmış atıksuların miktarı azaltılmakta ve çevresel etkileri en aza indirilebilmektedir. Ülkemizdeki en büyük endüstri dallarından biri olan tekstil endüstrisi, çok su tüketilen, kullanılan hammadde ve kimyasal maddelerin, gerçekleştirilen işlemlerin, her işlem için uygulanan teknolojilerin çeşitliliği nedeni ile farklılık gösteren ve üretilen ürüne bağlı atık kaynağı olarak son derece değişken yapıya sahip bir endüstridir. Tekstil endüstrisi atıksularının en belirgin özelliği, yüksek miktarda organik ve inorganik kimyasal içermesi ve yüksek toplam organik karbon (TOK, kimyasal oksijen ihtiyacı (KOI ve yoğun renk içeriğidir. Alıcı su kaynaklarına verilen boyar maddeler organik yük olarak bu kirliliğin küçük bir kısmını oluşturmaktadır; ancak alıcı ortamda çok düşük konsantrasyonlarda boyar madde bulunması bile estetik açıdan istenmeyen bir durumdur. Bu nedenle boyar madde içeren tekstil endüstrisi atıksularından renk giderim prosesleri ekolojik açıdan önem kazanmaktadır. Günümüzde boyar maddelerin giderimi büyük oranda fiziksel ve kimyasal yöntemlerle gerçekleştirilmektedir. Bu çalışmada, atık d

  1. THE RESTORATION OF PAINTING “NUDE” BY SAİP TUNA FOUND IN COLLECTION OF THE ANKARA STATE MUSEUM OF PAINTINGS AND SCULPTURES [Tr: ANKARA DEVLET RESİM VE HEYKEL MÜZESİ KOLEKSİYONUNDA BULUNAN, SAİP TUNA’YA AİT “NÜ” İSİMLİ TABLONUN RESTORASYONU

    Berna ÇAĞLAR ERYURT

    2018-04-01

    . [TR: Yağlı boya tablo konservasyonu, depolamadan sergilemeye, taşımadan paketlemeye, temizlikten rötuş yöntemlerine değin oldukça hassas ve farklı uzmanlık alanı gerektiren bir koruma dalıdır. Ülkemizde bu alanda uzman sayısının azlığı, araştırma ve yayınların yetersizliği dikkat çekmekte, yapılan sayılı çalışmanın ise genelde bilimsel esaslara dayalı olmadığı gözlenmektedir. Müzelerimizde, özel koleksiyonlarda uzman olmayan kişilerce hatalı uygulamalara maruz bırakılmış veya uygun koşullarda saklanmadıkları için zarara uğramış pek çok eserle karşılaşılmaktadır. Bu eserlerden biri de çalışmamıza konu olan, Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi’nin deposunda bulunan, Cumhuriyet Dönemi’nin önemli ressamlarından Saip Tuna’ya (1904-1974 ait “Nü” isimli yağlı boya tablodur. Bu çalışmamızda söz konusu tablo üzerinde bilimsel yöntemlerle gerçekleştirilen inceleme, belgeleme işlemleri ile koruma ve onarım yöntemleri ele alınmıştır. Bu kapsamda söz konusu tablo tahribatsız (görsel ve mikroskobik yöntemlerle incelenmiş; eğimli ışık, arkadan aydınlatma ve mor ötesi ışık yardımıyla tabloyu oluşturan katmanlardaki bozulmalar ve önceki onarımlar tespit edilmiştir. Yoğun vernik uygulaması, hatalı rötuş gibi, eserin özgün yapısına uygun olmayan malzeme/yöntemler kullanılarak yapılmış önceki onarım müdahaleleri ile elverişsiz depolama koşullarından kaynaklanan sorunların eserde bozulmalara/hasarlara yol açtığı gözlenmiştir. Tespit edilen bozulmalar ve hasarlar doğrultusunda tablonun onarım çalışmaları yapılmıştır. Bu çalışma ile elde edilen veriler, koruma ve onarım uygulamalarının başarısında alan uzmanlığının önemi kadar, bilimsel araştırma ve incelemeye dayalı tespit ve teşhisin de gerekliliğini ortaya koymaktadır.

  2. Kadına Karşı Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesinin (CEDAW Müslüman Ülke Kanunlarına Etkileri / The Impact of the Convention on the Elimination of all Forms of Discrimination against Women (CEDAW on Muslim Countries Laws

    İsmail Yalçın

    2017-10-01

    Full Text Available Abstract The Convention on the Elimination of All Forms of Discrimination against Women (CEDAW, which was adopted by the UN and by most countries of the world, has influenced women’s rights and led to important developments in countries party to the treaty. Most Islamic countries have put reservations on some articles of the Convention citing Islamic law practices and local culture while ratifying the Treaty, but then have removed some of these reservations by passing adaptive laws. While some of these regulations such as women’s share in inheritance, their testimony, and obedience to husband have a strong connection to main religious sources, others such as reduced sentences in honor killings, women carrying their own surname, voting in elections, and female genital mutilation are based on customary and tacit law judgments. Through CEDAW, Muslim countries have faced pressure and criticism in international platforms with the allegation that their laws on person, family, inheritance, punishments, citizenship, and procedural law involve discrimination against women. With the influence of the international atmosphere, women’s movements have risen in Muslim countries and through legal changes there has been developments with regard to women’s rights in line with CEDAW. Even though after CEDAW there is some convergence between the Islamic World and the West in terms of women’s rights and gender equality, differences based on culture continue to exist.   Öz Dünya ülkelerinin büyük çoğunluğunun taraf olduğu Birleşmiş Milletler Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW, imzalandığı günden bu tarafa kadın hakları alanında önemli gelişmelere sebep olmuş ve taraf ülkeleri etkilemiştir. İslam ülkelerinin birçoğu, İslam hukuku uygulamalarından veya yerel kültürden kaynaklanan farlılıklar sebebiyle, katılmadığı maddelere çekince koyarak Sözleşmeyi onaylamış ancak sonradan

  3. Dergilerden Özetler

    Mehmet Akif İnanıcı

    1998-04-01

    Justice 1998 ; 38/1 : 27-37. FTIR mikrospektroskopi kullanılarak kaydedilen tayfın geliştirilen kalitesi, boyanmış akrilik ipliklerinin tayflarından elde edilen bilgiye kıyasla çok daha fazlasının elde edilebilineceği anlamına gelmektedir. Polimer madde tarafından oluştuaılan asıl emilime ek olarak iplik boyasından kaynaklanan ilave emilmelerde sık sık görülmektedir. Çalışma, eh güçlü ve en sık kullanılan boya bantlarının bazılarını, bilinen boyalarla işlenmiş ipliklerden elde edilen tayfın yardımıyla açıklamak için yapılmıştır. İplikteki boya konsantrasyonu yeterli olduğunda, kullanılan boyanın türü hakkında bazı genel gözlemler yapmak mümkündür. HPLC veya FTIR - Raman spektroskopisi ile birlikte ileri araştırmalar yapmak mümkün olacaktır. HALKA AÇIK YERLERDEKİ KOLTUKLARDA HEDEF İPLİK ÇALIŞMASI A target fibre study on seats in public houses Kelly E, Griffin RME. İngiltere genelinde halka açık yerlerdeki koltuklarda mavi yün ipinin tayini için rasgele seçilen örneklerde hedef iplik araştırması yapılmıştır. 80 koltuktan iplik lifleri alınarak incelenmiştir. Dört koltukta aynı iplikten örnekler bulunurken bunlardan beş aynı örnek tek bir koltukta tesbit edilmiştir. Toplam 292 iplik tanımlanmıştır; dokuz iplik mikroskopi, mikrospektroskopi ve ince tabaka kromotografi incelemesinden sonra hedef iplikle karşılaştırıldığında ayııdedilemez bulunmuştur. Ancak bunlardan sadece ikisinin bir boya bileşiminde görünür olmasına rağmen TLC analizinden sonra da hala ayırdedileme- diği gözlemlenmiştir. ISIRIK İZLERİNİN TESBİTİNDE DİJİTAL GÖRÜNTÜLEME TEKNİĞİ İLE KARŞILAŞTIRMA Digital image cross-correlation technique for bite mark investigations Naru A, Dykes E. Science and Justice 1997; 37/4 : 251-8. Isırık izlerinin analizinde kopyalama ve üstüste koyarak karşılaştırma metodlarının kullanıldığı pek çok yöntem tanımlanmıştır. Ancak t

  4. SPİNOZA’DA İNSAN DOĞASI-SİYASET İLİŞKİSİ ÜZERİNE BİR DENEME

    Mustafa Yıldız

    2012-09-01

    Full Text Available Bu makalenin başlıca amacı, siyaset ile insan doğası arasındaki ilişkiye dikkat çekmektir. Bu konuda, Spinoza insan doğasına en uygun yönetim biçiminin demokrasi olduğunu ileri sürerken bunun ontolojik ve epistemolojik temellerini ortaya koyar. Ontolojik temelde insan, doğanın bir parçası olduğu ölçüde kendi doğasından kaynaklanan her şeyi yapmaya hakkı vardır. Epistemolojik temelde ise insan, doğanın bilgisine sahip olduğu ölçüde var olan doğasını ikinci bir doğaya ulaştıracak siyasal bir örgütlenmeye ihtiyaç duyar. Sonuç olarak Spinoza siyaseti olabildiğince nesnel bir zeminde ele almaya çalışarak evrensel bir siyaset kuramı geliştirir. Siyasal alanda aşılması gereken yol, anlama yetisinin yetkinleşmesiyle hem bireysel hem de toplumsal düzlemde insan doğasının ikinci bir doğaya ulaşmasıdır. An Essay on the Relationship between Human Nature and Politics in Spinoza The main purpose of this article is to point to the relationship between politics and human nature. In this regard, as Spinoza pronounces the most appropriate regime to the human nature as democracy, he presents ontological and epistemological basics of this. Human beings, in the ontological basis, are allowed to do anything they desire in the nature as long as they stay a part of the nature. As to in the epistemological basis, human beings are in need of a political organization that will convey its nature to the second nature, to a degree where they possess an acknowledge of the nature. To sum up, Spinoza tries to exhibit a universal ethical and political theory by taking human nature on the objective ground. The way that must be overcome in the political structure is the attainment of the human nature to a second nature where both individual and societal level by maturation of the understanding. Key Words: Human nature, individual, society, government, politics, history Un Essai sur la relation entre la Nature de l

  5. Spinoza’da İnsan Doğası-Siyaset İlişkisi Üzerine Bir Deneme

    Mustafa Yıldız

    2012-09-01

    Full Text Available ÖzetBu makalenin başlıca amacı, siyaset ile insan doğası arasındaki ilişkiye dikkat çekmektir. Bu konu ile ilgili görüşlerini incelediğimiz Spinoza, insan doğasına en uygun yönetim biçiminin demokrasi olduğunu ileri sürdüğü gibi bunun ontolojik ve epistemolojik temellerini de ortaya koyar. Ontolojik temelde insan, doğanın bir parçası olduğu ölçüde kendi doğasından kaynaklanan her şeyi yapmaya hakkı vardır. Epistemolojik temelde ise insan, doğanın bilgisine sahip olduğu ölçüde var olan doğasını ikinci bir doğaya ulaştıracak siyasal bir örgütlenmeye ihtiyaç duyar. Sonuç olarak Spinoza siyaseti olabildiğince nesnel bir zeminde ele almaya çalışarak evrensel bir siyaset kuramı geliştirir. Siyasal alanda aşılması gereken yol, anlama yetisinin yetkinleşmesiyle hem bireysel hem de toplumsal düzlemde insan doğasının ikinci bir doğaya ulaşmasıdır. AbstractThe main purpose of this article is to point to the relationship between politics and human nature. In this regard, as Spinoza pronounces the most appropriate regime to the human nature as democracy, he presents ontological and epistemological basics of this. Human beings, in the ontological basis, are allowed to do anything they desire in the nature as long as they stay a part of the nature. As to in the epistemological basis, human beings are in need of a political organization that will convey its nature to the second nature, to a degree where they possess an acknowledge of the nature. To sum up, Spinoza tries to exhibit a universal ethical and political theory by taking human nature on the objective ground. The way that must be overcome in the political structure is the attainment of the human nature to a second nature where both individual and societal level by maturation of the understanding.RésuméLe but principal de cet article est d’attirer l’attention sur la relation entre la politique et la nature de l’homme. A cet

  6. Yozgat İlinin Jeotermal Kaynakları ve Özellikleri

    Galip AKIN

    2016-11-01

    Full Text Available Özet. Dünyada nüfusun hızlı artışı ve sanayileşmenin 18. yüzyılın son çeyreğinden itibaren gelişmesiyle birlikte, enerjiye olan gereksinim de o oranda artmaya başlamıştır. Enerji ihtiyacını karşılayabilmek için kömür, petrol ve doğalgaz gibi fosil yakıtlar enerji hammaddesi olarak giderek artan miktarlarda kullanılır hale gelmiştir. Bunun sonucu olarak dünyada 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren aşırı fosil yakıt kullanımından kaynaklanan çevre kirlenmesi gündeme gelmeye başlamıştır. 1970’li yılların başından itibaren de dünyada çevre kirlenmesinin varlığı herkes tarafından kabul edilmiştir. Çevre kirlenmesinin kısa sürede ileri boyutlara varacağı endişesiyle fosil yakıtlara alternatif olmak üzere, çevre kirlenmesi oluşturmayan ya da en az çevre kirlenmesi oluşturan enerji kaynaklarına yönelinmeye başlanmıştır. Bu enerji kaynakları güneş, rüzgâr, deniz dalgası ve akıntısı, gel-git olayları, nükleer ve jeotermal enerji kaynaklarıdır. Türkiye başta güneş enerjisi olmak üzere, rüzgâr ve jeotermal enerji kaynaklarından yararlanma potansiyeli yüksek olan bir ülkedir. Türkiye zengin jeotermal enerji kaynakları yönünden yıllık 31.500 MWt tahmin edilen kapasitesi ile dünyanın 5. ülkesidir. Türkiye’de 200’e yakın jeotermal sahası bulunmaktadır. Jeotermal kaynakları, sıcaklık derecelerine                                                                                                                                                                            bağlı olarak konut ısıtmada, termal otelcilik ve turizm de, elektrik üretimi ve sanayi ile seracılıkta kullanılmaktadır. Yozgat coğrafi konumu ve jeolojik özelliklerinden dolayı jeotermal

  7. Dergilerden Özetler

    Mete Korkut Gülmen

    1997-04-01

    Full Text Available ASI İLE İNTİHARDA GECİKMİŞ ÖLÜM Delayed death after attempted suicide by hanging Hausmann R, Batz P. Int J Legal Med 1997; 110: 164-6. Ası olgularında genellikle ölüm, strangülasyonun boyun bölgelerine uygulandığı basınç ile respiratuar obstrüksiyon ve iskemik serebral hasarlanmaya bağlı derhal oluşmaktadır. Ası yolu ile intihar girişiminde bulunan ve muayenesinde bilinci açık olup, hiçbir bozukluk göstermeyen 4 gün yaşadıktan sonra ortaya çıkan bir gecikmiş ölüm olgusu sunulmaktadır. Bu olguda ölüm nedeninin; karotid arterlerin subtotal rüptüründen kaynaklanan travmatik tromboza bağlı serebral infarktüsler olduğu bildirilmektedir. TURİN İTALYA’DA OTOPSİLERDE MİYOKARDİT RASTLANMA SIKLIĞI Prevalance of myocarditis at autopsy in Turin, Italy Passarino G, Bur/o P, Ciccone G, Comma A, et al. Arch Pathol Lab Med 1997; 121: 619-22. Miyokardit rastlanma sıklığının araştırıldığı bu çalışmada, retrospektif olarak 17.162 postmortem kaydı, San Giovanni Battista Hastanesi, Turin’de 1965-1994 yılları arasında rutin olarak uygulanan otopsilerin gözden geçirilmesi ile gerçekleştirilmiştir. Dallas kriterinin uygulanması ile histolojik olarak 91 olguda miyokardit bulunduğu (bu %95 doğruluk paylı olarak olguların %0.53’dür, 1985-1994 yılları arasında bu prevalansta artma (bu %95 doğruluk paylı olguların %1.2’sidir. Hastalığın daha sıklıkla 20-39 yaşları arasında ve kadın/erkek ayrımı olmaksızın görüldüğü belirtilmektedir. Yine aynı ekip tarafından 605 otopsilik prospektif olarak, miyokardial örneklerin standart alanlardan alındığı bir çalışmada miyokardit prevalansı %5.1 olarak yaklaşık bu çalışmanın beş katı olarak bulunmuştur. Bu nedenle yazarlar eğer mikroskobik inceleme için standardize edilmiş bir miyokardial örnekleme takip edilmediği takdirde miyokarditin şüphelenilmeyen bir çok olguda gözden kaçabileceğini ileri

  8. III Adli Bilimler Kongresi - Posterler

    Adli Tıp Uzmanları Derneği ATUD

    2000-08-01

    Full Text Available POSTER ÖZETLERİ OTOPSİ UYGULAMASINA TOPLUMSAL YAKLAŞIM C. Haluk İNCE*, Nurhan İNCE** ***, Şebnem Korur FİNCANCI*, Yıldız TÜMERDEM**. ÖZET Otopsi sayısı, bir ülkenin sağlık ve yargı yönünden gelişmişliğinin kriterlerinden biridir. Çalışma bireylerin konu ile ilgili bilgi ve davranışları öğrenildiği takdirde otopsi ile ilgili olumsuz davranışlarının da en aza indirgenecek bir yöntemle eğitilmelerinin sağlanabileceği savı ile gerçekleştirilmiştir. Verileri İstanbul kentinde farklı sosyoekonomik kültürel (SEK düzeyli toplum yapısının gözlendiği ilçelerden rastlantısal örnekleme ile seçilen 342 katılıcıdan çok sorulu anketi (ön seçimli yüzyüze uygulama yöntemi ile toplanmıştır. 342 katılımcının %6l.4 (n=210'ü kadın, %38.6 (n=132'si erkektir. % 9.1 kişinin ailesinde bir otopsi deneyimi yaşamıştır. %76.9 (n:263 kişi otopsinin gerekli olduğunu ifade etmiştir. Bireylerin eğitim durumlarına göre otopsiye izin verme konusundaki görüşlerinin arasında öğrenim düzeyi yüksek olanların lehine istatistiksi açıdan anlamlı sonuç çıkmıştır. Her iki cinste de ailelerinde hangi birey olursa olsun otopsiye rıza konusundaki görüşlerinde farklılığın olmaması dikkat çekici bulunmuştur. % 16.1 (n:5' i ise dini inançlarına aykırı olduğu için otopsiye asla izin veremeyeceklerini ifade etmiştir. Toplumun SEK yapısından kaynaklanan yetersiz bilgi ülkemizdeki otopsi sayısının gelişmiş ülkelere oranla olumsuz etkilemektedir. Ancak hekim ve hekim dışı sağlık çalışanlarının da otopsi konusunda bilgi ve donanımlarını geliştirmeleri gerekmektedir. Bu çalışma otopsi sayısındaki düşüklüğün rolünü araştırmak üzere düzenlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Otopsi, toplumsal yargı, bilgilendirme. TRAKTÖR KAZALARINDA ÖLEN OLGULARIN DEĞERLENDİRİLMESİ M.Selim ÖZKÖK*, Ufuk KATKICI. ÖZET Trafik kazaları adli tıp pratiğinde

  9. Dergilerden Özetler

    Şebnem Korur Fincancı

    1999-04-01

    ğrenildiğine de dikkat edilmelidir. GAZLARDAN KAYNAKLANAN OKSİJEN YETERSİZLİĞİNE BAĞLI ASFİKSİ Asphyxia due to oxygen deficiency by gaseous substances Watanabe T, Morita M. Forensic Sci Int 1998 Aug 31;96(l:47-59- Asfiksiye yol açan gaz olgularında bu tür ölümlerde ortam koşullarındaki değişkenlik nedeniyle ölüm nedenini belirlemek çok zordur. Ölüm nedenini aydınlatmak ve asfiksideki etkenleri saptamak amacıyla, asfiksi bulguları, solunum durması sırasındaki gaz konsantrasyonları, ölüm zamanı ve dokulardaki gaz konsantrasyonları sıçanlar ve altı gaz kullanılarak çalışılmıştır. Üç tür inhalasyon kullanılmıştır: (1 hızlı asfiksi (2-3 dakika oksijenin tümüyle ortadan kaldırıldığı bir oda, (2 uzamış asfiksi (20-25 dakika oksijenin yavaşça yok edildiği, ve (3 % 20 02 bulunan bir odada kritik konsantrasyonda gaz varlığı ile inhalasyon (60 dakika. Hızlı asfiksi gruplarında 2 veya 3 dakika içinde kalp durmasının eşlik ettiği solunum durması 30 ila 40 saniyede meydana geldi. Şiddetli konvulsiyonlar yalnız nitrojen kullanıldığında gözlendi. Uzamış asfiksi gruplarında, solunum durması %4-5’lik 02 konsantrasyonu ve non-toksik gazlar (N2, CH4, N20, ve propan ile meydana geldi. C02 ve Freon-22 gibi toksik gazlarda solunum durması 6.6-%8.0’lik 02 (%60-67 C02 ve % 13-l4’lük 02 (%30-35 Freon-22 konsantrasyonlarında ortaya çıktı. Dokulardaki gaz konsantrasyonlarının asfiksi tipine, gaz türüne ve maruz kalınan süreye göre değiştiği gözlendi. Yağda eriyen gazların yağ dokusunda süre ile belirgin değişiklik gösterdiği saptandı. Metan gazının diğer gazlardan farklı olarak dokulardaki dağılımı akciğerler dışında hem hızlı hem de uzamış as- fikside küçük farklılıklar gösterdi. Bu durumun gazların kan ve dokularda eriyebilir olma özelliklerine bağlı olduğu düşünüldü. C02 ve N20 ile hızlı asfik- side akciğer alveollerinde atrofi gözlendi. Özellikle C

  10. Dergilerden Özetler

    Ümit Ünüvar Atılmış

    2002-08-01

    hasarı postmortem gerçekleşti ise boya normal tutulum göstermektedir (P < 0001. Eğer olay yeri bilgileri ve otopsi bulguları da göz önüne alınarak, Best's carmine and PAS-alcian blue metodları ile giliko-jen/koabonhidrat boyaması yapılır ise yaralanmanın kişi canlı iken meydana gelip gelmediği veya yaralanma ile ölüm arasında geçen süre yaklaşık olarak saptanabilir. TANISI KONAMAMIŞ ÖLÜM NEDENİ OLARAK MALLORY -WEiSS SENDROMU The Mallory-Weiss syndrome as an unrecognized cause of death Micic J, Nikolic S, Savic S. Srp Arh Celok Lek. 2001;129(9-10:257-9. Mallory-Weiss Sendromu özefagogastrik bileşkede, longitudinal yırtıklar olarak bilinir. Genellikle şiddetli kusma atakları esnasında, daha çok da alkoliklerde rastlanır. Bu yırtıklar eksternal ve internal, şiddetli ve fatal kanamalara neden olur. Üst gastrointestinal bölge kanamaları, bu send-romda olduğu gibi, ülser, inflamasyon, ösefagial varisler, tümörler, künt abdominal yaralanmalarda vb. görülür. Böyle belirsiz ölümler, hukukçular tarafından ani ve şüpheli ölüm olarak ilgi çeker. Günümüz Adli Tıp pratiğinde, bu senrdom oldukça nadirdir. Bu çalışmada, yatağında ölü bulunan, kronik alkol kullanıcısı, 54 yaşında yalnız yaşayan bir erkek sunulmuştur. Önceki günlerde, nonspesifik gastrointestinal semptomlarla (bulantı, kusma ve diare Belgrad Travma Merkezince takip edilmiştir. Otopside, internal masif gastrointestinal kanamaya neden olan, özefa-gogastrik bileşkede mukozal yırtıklar bulunmuştur. Otopsisindeki makroskopik-mikroskopik bulgular ve klinik bulgulara dayanarak, ölüm nedeni, Malloiy-Weiss sendro-mu nedenli özefagogastrik bileşke mukozal yırtıklarından kaynaklanan fatal kanama olarak verilmiştir. EROİN KULLANIMINDA KLİNİKO-MORFOLO-JİK PARAMETRELER VE İLİŞKİLİ PATOLOJİ Clinico-morphological parameters of heroin abuse and pathology connected with it Solodan IaV, Lehakh TD, Maslauskaite LS, Iaverbaam AA